Soru ve Cevaplarla İslam ve Ahlak Soruları Forumundan Cinselliği yanlış kullanmak Allah'ın gazabına sebep olur mu? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Cinselliği yanlış kullanmak Allah'ın gazabına sebep olur mu?

    Reklam




    Zina büyük günahlardandır. Rabbimiz yapılmaması üzerinde ısrarla duruyor. Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerden öğrendiğimize göre bu fiili yaygın bir şekilde yapan kavimleri Cenab-ı Hak helak ediyor. Yani her zina, Rabbimizin azabına bir davetiye hükmüne geçiyor. O yüzden zinanın her türlüsünü terk etmek bir kulluk vazifesidir. Örnek, Ad kavmi, Sodom-Gomore, Pompei şehri.

    Pompei bize ne hatırlatıyor?

    Pompei şehri Vezuv yanardağının eteğinde, Napoli körfezi yakınlarında, eski bir lav tabakasının üzerine M.Ö. 500 yıllarında kurulmuştu. Şehrin lavlar altında kalmasından 159 yıl önce Romalılara geçmişti. Romalılar şehre gelince Pompei’yi eşi benzeri görülmemiş bir eğlence merkezi haline getirdiler.

    Şehrin ortasındaki yerde her hafta ayrı bir eğlence düzenleniyor; düzenlenen eğlenceler kimi zaman bir kölenin başka bir köleyle veya bir arslanla ölümüne dövüşmesi şeklinde oluyordu. İnsanların ve hayvanların ölüm çığlıkları Pompei halkının gözünü daha da karartıyor, alkış ve bağırışlarını daha da artırıyordu. Vahşetin her türlüsü Pompeililere sergileniyordu.

    Bir gün Vezuv yanardağı büyük bir gürültüyle patladı. Kimsenin farkında olmadığı bir sırada havadan, taşlar, kaya parçaları ve kızgın lavlar yağmaya başladı. 200 bin civarındaki Pompei halkı ne yapacağını şaşırdı. Panik esnasında hiç kimsenin aklına ihtiyarları, sakatları ve hastaları kurtarmak gelmiyor, herkes sadece kendini düşünüyordu. Yer yer kalınlığı üç dört metreye varan küller, kükürtlü buharlar insanı hareket edemez hale getiriyordu.

    Şarap pazarında toplanan insanlar gerçekleşen çöküntü sonucu ağırlıkların altında kalıp öldüler. İki gün süren korkunç patlamalar sonunda şehir, kalınlığı yer yer sekiz metreyi bulan lavların altında kaldı. Taşlaşmış insan vücutları, duvar resimleri, mozaikler, mobilyalar ve mutfak eşyaları Napoli’nin ünlü müzesinde şu anda sergilenmektedir.

    Yapılan kazılardan anlaşıldığına göre zenginliğin ve debdebenin akıl almaz boyutlara yükseldiği Pompei, günden güne gayr-ı ahlaki bir duruma giriyor, şehrin her köşesinde fuhuş evleri boy gösteriyordu.

    Forum, tapınaklar, tiyatrolar, caddeler, atölyeler, kenar mahalleler, bu mahallelerin dükkânları ve küçük karanlık hamamları, meyhaneler, çamaşırhaneler, mısır öğütmek için kullanılan değirmenler, fırınlar, evlerin ve hamamların ısıtma sistemleri, kumarhaneler, batakhaneler, hanlar, şehri gezenler tarafından bugün bile fark edilebiliyor. Burada tarihin en trajik olaylarından birine tanık olunuyor. Bir yanda soyluların görkemli villaları, diğer yanda hizmetçi ve kölelerin fakir evleri...


    Pompei’den ders çıkarabiliyor muyuz?

    Pompeililer taş olarak çıkarıldıkları vakit ölüm anında ne yapıyorlarsa o halde bulundular. Kimi başını ellerinin arasına alarak çaresiz bir şekilde lavların karşısına oturmuş, kimi şehrin fuhuş yuvalarında, kimi de çocuklarıyla çarşıda alışveriş yaparken lavların altında kalmışlardı. Bir duvarın üstünde ise bugün de görülebilecek olan Sodom ve Gomore yazısı bulunmaktadır. Tarihçilere göre Pompei’de yaşayan dindar köleler Pompei’nin bu durumunu görüp Sodom ve Gomore’yi hatırlamak için bu ibareyi yazmışlardı.

    Önce Sodom ve Gomore sonra da Pompei... Hepsi de aynı sona uğramıştı. Bir yerde ruh sefaleti ve gayr-ı ahlakilik bu denli ilerleyince Allah’ın azabının gelmesi hak olur. Allah’ın kanunlarında bir değişiklik bulamazsınız.

    Kur’an’da, Allah’ın kanunlarında hiçbir değişiklik olmadığı şöyle haber verilir:

    “...Onlara uyarıcı-korkutucu geldiğinde, nefretlerinden başkasını arttırmadı. (Hem de) yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.” (Fatır, 35/42-43)

    Evet, “Allah’ın sünnetinde (kurallarında) hiçbir değişiklik” yoktur. O’nun kurallarına aykırı hareket eden ve O’na başkaldıran herkes, aynı İlahî kanuna tabi olur. Roma İmparatorluğu’nun dejenerasyonunun sembolü olan Pompei de, aynı Lut kavmi gibi, cinsel sapkınlıklara batmıştı. Sonu da Lut Kavmi’yle benzer olmuştur.

    Bütün bunlara rağmen, Pompei’nin eski yerinde bugün olaylar pek fazla değişmiş değil. Napoli’nin sefahat mahalleleri, Pompei’den hiç aşağı kalmamaktadır. Kapri Adası, eşcinsellerin ve çıplakların kamp yaptıkları bir üs durumunda. Bu ada turizm reklamlarında “Eşcinseller Cenneti” olarak tanımlanıyor.

    Günümüzde maalesef lezbiyen ve homoseksüellik yaygınlaşıyor. Dinimizde açıkça haram ilan edilen böylesi çarpık ilişkilere “cinsel özgürlük” adı altında prim veriliyor. Bu, toplumları helake götüren bir hastalıktır. Dünyanın hemen hemen her tarafında bu tür bir ahlaki hastalık yaşanmakta, insanlar geçmiş kavimlerin başlarına gelen felaketlerden ders almamakta ısrar etmektedirler. Ya bizler! Bizler de şu güzel yurdumuzda cennet hayatını yaşamamız mümkün iken, Rabbimizin gazabını gerektiren hareketlerde bulunmakta ısrar ediyor gibiyiz.






    Paylaş
    Cinselliği yanlış kullanmak Allah'ın gazabına sebep olur mu? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kadınları mağdur eder

    Maalesef toplumumuzda yerleşen yanlış bir kanaat var. Zinayı erkek yaptığında normal, kadın yapınca anormal kabul ediliyor. Öncelikle şunu söyleyelim. Zina yapan kadın nasıl ki zaniye oluyorsa erkek de zani oluyor. Aralarında hiçbir fark yoktur.

    Ancak biz burada yanlış da olsa toplum tarafından kabul gören bir vakadan bahsedeceğiz: Zina yapan kadın toplum tarafından dışlanıyor ve erkeğe nispeten bu fiilin daha çok olumsuz etkisi altında kalıyor. Dolayısıyla evlilik dışı ilişki yaşamış bir kadının ileride mutlu bir evlilik yapması zorlaşıyor ve bu durum, kadını ömür boyu evlilik dışı ilişki içinde yaşamaya mahkûm edebiliyor.


    “Erkeklerden nefret ediyorum, evlenmek istemiyorum”

    Bu söz genç bir kızımıza ait… Bu kızımızın başından kötü bir hadise geçiyor. Bu hadiseyi, yazdığı kitaplarla, radyo programlarıyla, seminer ve konferanslarıyla gençlerin problemlerine çözümler arayan bir yazara şöyle anlatıyor:

    “Ben erkeklerle hiçbir zaman muhatap olmadım. Lisede hocalarımla bile konuşurken başımı öne eğer, edep ve saygıyla onlarla konuşurdum. Hayatımda erkek olarak sadece babam ve ağabeyim vardı. Üniversiteye geldiğimde dindar, müspet ve İslami bir bölümde okuyan bir beyle tanıştım. Ciddi olarak görüşüyorduk. Bu görüşmeler sırasında ben, kendi hayâmla oturmaya, kalkmaya ve konuşmaya dikkat ederdim. Bildiğim dinî ve imani hakikatleri açıklamaya çalışırdım.

    Sonuçta muhatabım, sadece iman hakikatlerinden haberdardı, ama içli dışlı değildi. Evliliğimizi, ileride nasıl bir hayat kuracağımızı, dünya ve ahiret saadetini, kısacası her şeyi meşru daire içinde konuşmuştuk. Bu görüşmeler sıklaşınca işin içine ister istemez nefis ve şeytan karışmıştı. Ben ise ona, bazı tutum ve davranışlarının yanlış olduğunu, yapmaması gerektiğini, meşru olmayan lezzetlerin haram olduğunu, branşı gereği bunları asıl kendisinin anlatması gerektiğini ifade etmeye çalıştımsa da, nafile... Sonunda bir nefis taşıdığım için ben de bu havaya kapılmıştım. İş ciddiye dönüşünce ailesinden sorun çıktı. Böylece bütün söylemler suya düştü. Yaptığım hatalar, günahlar, haram lezzetler bana kaldı.

    Olayın üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen ben sürekli vicdan azabı duyuyorum, her zaman, her namazda tövbe ediyorum. Ağlamadığım gün ve gece yoktur. Ben kendimi affedemediğim halde Rabbim beni nasıl affedecek, onu düşünüyorum; düşündükçe kahroluyorum. Üzüldüğüm şey, dinî ve imani hakikatlerden haberdar olan birisi olmama rağmen nasıl oluyor da, bu tür şeyleri yapmışım? Benim gibi olan yüzlerce kız var. Size anlatamayacağım hüzün ve pişmanlıklar içerisindeyim. Bunu Cenab-ı Hak’tan başka kimse bilemez herhalde.

    Benim suçum, ciddi olarak evliliği düşünmemdi. Benim suçum dindar, dinî hakikatlerden haberdar bir insana güvenmekti. Suçum, Doğu kökenli olup, ailesinin beni kabul etmemesiydi. Suçum, dünya ve ahiret saadetini sağlamayı düşünmem, lüks ve şatafatlı bir hayatı istemememdi. Suç üstüne suç sayabilirsiniz...

    Bu olaydan sonra dindar bile olsa erkeklerden nefret etmeye başladım. İçimde onlara karşı kin ve düşmanlık vardı. Evliliğe kapalı kalmıştım.

    Ben artık şefkat tokatlarını yemiştim, aklım başıma gelmişti. Bu mektubu gençlere örnek olsun diye yazıyorum. Hiç kimse, ‘Benim konuştuğum, görüştüğüm kişi temizdir, dürüsttür, dindardır, güvenilirdir, muhafazakârdır’ deyip, kendini kaptırmasın. Çünkü olaylar başka mecralara kayıyor. İnsan geçmişine dönüp baktığında ahlar, hüzünler, senelerce unutulmayacak izler, gözyaşları ve günahların kara lekesi belleğinde kalacaktır.

    Bu musibet bana ne kadar aciz, zayıf ve çaresiz olduğumu, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerinin bir yedirip bin tokat vurdurduğunu, bir an bile nefis ve şeytanla baş başa kalmanın ne büyük yaralar açtığını öğretti. Bela ve musibetlere karşı sürekli istiğfar etmek gerektiğini, tövbe kapısının açık olduğunu, her şeyde bir hayır ve hikmet bulunduğunu, esma-i hüsnadan birinin de Tevvab olduğunu, hata işleyip nefis muhasebesi yapmakla Hz Yunus’un (a.s.), sabrederek Hz. Eyyub’un (a.s.) meyvelerine ulaştığımı gösterdi.” (Gençlik ve Aşk, s. 163)


    Ben, nerede yanlış yaptım?

    Evet, acı bir tecrübe yaşamış bir kardeşimizin bu içler acısı feryadına, umarım genç kardeşlerimiz kulak verir. Bu mektup gösteriyor ki, kız-erkek arkadaşlığında, tarafları mutsuz edecek sayısız sorun ve tuzak var. Meşru ölçülerin dışına taşıldığında telafisi zor, belki imkânsız kayıplar söz konusu olabiliyor.

    Kızımız, “Bu görüşmeler sıklaşınca işin içine ister istemez nefis ve şeytan karışmıştı. Ben ise ona, bazı tutum ve davranışlarının haram olduğunu ifade etmeye çalıştımsa da, nafile... Sonunda bir nefis taşıdığım için ben de bu havaya kapılmıştım” diyor mektubunda.

    Acaba bugüne değin, “İki namahrem baş başa kaldıklarında üçüncüleri şeytandır” (Buhari, Nikâh, 111) hadisini duymamış mıydı? Peygamberimizin bu uyarısı, insanların kendi fıtratlarını iyi tanımalarıyla yakından ilgili... İnsan bu şekilde yaratılmış. Onun fıtratı dün nasılsa bugün de öyle ve yarın da aynı olacak.

    İş ciddiye dönüşünce ailesinden sorun çıkması, neredeyse bütün erkek-kız ilişkilerinde ortaya çıkan bir sorun… Gençlerin kendi kendilerine gelin güvey olmaları, olumlu bir sonuç doğurmuyor. İlişkilerin duygularla değil, akılla yönlendirilmesi, hikmet ve muhakemenin şekillendirdiği bir stratejinin olması şart. Aşk, sadece maddeden ve duygudan ibaret görülürse, önündeki engellerle savaşmak güçleşir. Kişi sevmesini bildiği kadar, sağlıklı ve kalıcı bir mutluluğun önündeki engellerle savaşmasını ve sonuç almasını da bilmelidir.

    Eğer bunlar dikkate alınmazsa, “Yaptığım hatalar, günahlar, haram lezzetler bana kaldı” diyen genç gibi, ah vah edilir, ama mutsuz sonuç değişmez.

    Bu gencin, şu uyarısı da, pahalıya mal olan önemli bir tecrübe: “Hiç kimse, ‘Benim konuştuğum, görüştüğüm kişi temizdir, dürüsttür, dindardır, güvenilirdir, muhafazakârdır’ deyip, kendini kaptırmasın. Çünkü olaylar başka mecralara kayıyor.”

    Bir kişi temiz, dürüst ve dindar olunca, dinî emir ve yasakların muhatabı olmaktan çıkıyor mu? Hiç kimse Peygamberimiz (a.s.m.) ve ashabı kadar temiz, dürüst ve dindar olamaz. Oysa Rabbimizin cinsellik, iffet ve edep konusundaki emir ve yasaklarının ilk muhatabı onlar değil miydi? Allah’ın Resulüne yasak olan bir davranış, kime serbest olabilir ki?

    Ağır tahrik ve baskı altında bulunan gençlerin meşruiyet dışına çıkarak kendilerini tatmin etmeleri mümkün değil. Ancak evlenmeden bu ağır imtihanı göğüsleyebilmeleri de zor. Tabiî evlilik gibi önemli bir sünneti gerçekleştirmek istediğinizde bir dizi imtihanla karşılaşacağınızı da hesaba katacaksınız. Bu imtihanlara hazır olmak, başarıyla çıkmak için de gereken bilgi ve beceriyi edinmek şarttır.

    Zinanın, fuhşun ve gayr-ı meşru beraberliklerin zararları elbette bu kadar değil. Biz sadece en önemlilerini ifade etmeye çalıştık.

    Gençliğin Cinsellik İmtihanı,
    M. Ali Seyhan, NESİL YAYINLARI