İslam Dini ve İman Bölümü ve Ahirete İman Forumundan Ahiret Yolculuğu Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Ahiret Yolculuğu

    Reklam




    Ahiret Yolculuğu


    İnsan; kainatın fihristesi, yeryüzünün halifesi, Allah'ın esmâ ve sıfâtının kendisinde tecelli ettiği en değerli ayna, mahiyeti itibariyle meleklerden de ulvî, dünyada yaşayan bir uhrevî. İnsanın hayat yolculuğu ruhların yaratılıp kendilerinden ahit alındığı elest bezmiyle başladı. Evet bu yolculuk âlem-i ervahta başladı ama rahm-ı mâderde devam edecek dünyadan, alem-i berzahtan gelip haşirden, sırattan geçecek ve cennet veya cehennemle son bulacak. Üzerinde yaşadığımız dünya da bizim uzun yolculuğumuzda sadece bir durak. Efendimizin beyanıyla gölgesinde dinlenmek için oturduğumuz bir ağaç hükmünde bu dünya. Gün gelecek güneş çok yaklaşacak ve ağaç da yerinden sökülecek artık gölge olmadığı için biz de yolumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ne zaman geleceğini bilemediğimiz bir kıyamet saatini bekliyoruz. Belirtiler fazla zamanı kalmadığını gösteriyor ve bir gün gelecek, bir gün kalacak ama biz o günü hiç bilemeyeceğiz.

    “Her nefis ölümü tadıcıdır.” Ölüm bir yokluk, bir çürüme, bir son değil; bilakis yeni ve ebedî bir hayatın başlangıcıdır, bir tebdil-i mekândır. Her insanın ölümü kendisi için bir kıyamettir, gerçek kıyamet koptuğunda ise o gün yeryüzünde hiçbir canlı kalmayacaktır. “O gün olacak olur ve kıyamet kopar. Gözler kamaşıp kararacak, gök yarılıp erimiş maden gibi olacak, güneş dürülecek, ayın ışığı büsbütün gidecek, güneş ile ay yanyana getirilecek, yıldızlar parçalanıp tesbih taneleri gibi etrafa saçılacak ve yerlerinden düşüp dağılacak, yer yayılıp dümdüz edilecek, dağlar yürütülüp serap haline getirilecek, denizler ateşlenip kaynatılacak, kabirlerin içi dışına çıkarılacak, o gün insanlar uçuşan kelebekler gibi şuraya buraya fırlatılacak, dağlar atılmış rengârenk yünlere dönecek. Gerçekten kıyamet saatinin depremi müthiş bir olaydır. Onu göreceğiniz gün çocuğunu emziren anne, dehşetten çocuğunu unutup terkeder. Hamile olan her kadın ceza günü çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş olmuş görürsün, halbuki gerçekte onlar sarhoş değillerdir.” Evet o gün çok çetin bir gündür. Artık vakit dolmuştur. Dünya sayfası kapanacak ve yepyeni bir sayfa açılacaktır.

    Sûra üflenmiş ve herkes ölmüştür artık. Ne kadar süreceği bilinmeyen bir sessizlik vardır ortada. Ardından ikinci kez sûra üflenir. Bu dirilişin habercisidir. İnsanlar dünyaya geldikleri gibi üryan olarak diriltilirler. Fakat o günün dehşetinden kimse kimseye bakacak durumda değildir. “İşte o gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar, kaçar; çünkü o gün herkesin, başından aşkın bir işi var. Yüzler vardır o gün parıl parıl, gökçek ve sevinçle mütebessim… yüzler de vardır karanlık ve toz-toprak bürümüş, işte onlar kâfirler ve mücrimlerdir.” Herkes kendi başının çaresine bakacaktır artık. Kimse kimse için bir şey yapamaz, bir kurtuluş fidyesi ödeyemez. Artık hak arama kavgası başlamıştır. İnsan dünyada iken yanından ayrılmadığı can dostum dediği kişilerin yakasına yapışacak ve hakkını isteyecektir. Çünkü o gün insanların mahiyetleri değişir ve gözü hiçbir şeyi görmez olur.

    Bütün insanlar, her sene hac mevsiminde Arafat'ta bir nevi provasını yaptıkları o büyük buluşmayı gerçekleştirmek için Arasat meydanında toplanırlar. Kimileri topuğuna kadar, kimileri göğsüne kadar, kimileri de içinde boğulacak şekilde tere gömülür. Evet o müthiş gün peygamberler dahi “sellim sellim” diyecek, kurtuluş ümid edecek ve kendilerine sellimden sütreler arayacaklardır. Artık hesap başlamıştır, insanlar hesap için huzura alınır ve defterler tabir-i câizse havalarda uçuşur. Kimilerine kitapları sağdan verilirken, kimilerine de soldan verilir ve insanlara şöyle denir: “Oku kitabını, bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye kendin yetersin.” Kitabı sağ tarafından verilen: "Doğrusu ben hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum" der. Kitabı sol tarafından verilene gelince der ki: "Keşke, bana kitabım verilmeseydi, şu hesabımın ne olduğunu bilmeseydim, keşke ölümümle her iş olup bitseydi.”

    Amel defterleri artık sahiplerinin ellerindedir. Kimileri sevinç içinde, kimileri de bin pişmanlık içindedir. Başları önde olanlar Allah'tan kendilerini tekrar dünyaya döndürmesini isterler ama heyhât artık çok geçtir. Herkesin nereye gideceği bellidir. Şimdi cehennemin üzerine kurulmuş olan sırattan geçilecektir. Üzerinde demirden çengeller vardır sıratın. Bir takım nurlu insanlar rüzgâr hızıyla geçecek oradan ve cehenneme “çabuk geçin üzerimden, ateşimi söndürüyorsunuz” dedirtecekler. Diğerleri ise sırattaki çengellere takılacak ve cehenneme düşecekler. Hatta bazılarını cehennem, içine düşmeden havadayken çekip alacak.

    “İyi ve hayırlı işler yapanlar Naîm Cenneti'ne gireceklerdir.” Onlar, üzerlerine düşen görevleri bihakkın yerine getirmenin verdiği mutlulukla kendileri için hazırlanan nimetleri tadarlar. Âdeta tebrikler yağdırılır ve: “Şüphesiz müttakiler gölgeler altında, çeşmelerin yanında, iştihalarının çektiği meyvelerin başındadırlar. Onları, amellerinizin mükâfatı olarak afiyetle yeyin, için!. İşte biz iyilik edenlere böyle karşılık veririz. Kendilerine tarafımızdan saadet vadedilenler işte onlar, cehennemden uzaklaştırılmışlardır. Öyleki cehennemin hışırtısını bile duymazlar. Onlar, canlarının istediği nimetler içinde ebedîdirler. En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları: İşte bu, size vadedilen sizin gününüzdür muştularıyla karşılarlar. Naîm Cennetleri'nin en mûtena yerlerinde karşı karşıya oturmaktadırlar mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde.. döner durur çevrelerinde çelik-çavak gençler, ellerinde kevserlerle köpüren testiler, sürahiler, kadehler... Onlar, ne bir baş ağrısı duyar ne de sarhoşluk hissederler.. ve tercihi kendilerine ait, başlarının üstünde istedikleri kadar meyveler... Canlarının çektiği kuş etleri, sadefleri içinde inciler gibi el değmemiş elâ gözlü eşler.. dal bastı kirazlar.. salkım salkım dolgun muzlar.. uzayıp giden gölgeler.. şakır şakır çağıldayan sular.. ardı arkası kesilmeyen ve yasakla sınırlandırılmayan meyveler. Her zaman iyiliğe kilitlenmiş bu insanlar salarlar kendilerini öyle koltuklara ki, orada ne güneş sıcağı görürler ne de zemheriri. Cennet ağaçları salar gölgelerini her yandan üzerlerine ve meyveleri devşirilmeye hazır sarkmıştır burunlarının dibine. O gün mutlulukla tüllenen öyle yüzler vardır ki, emeklerinin neticeleriyle lütuflandırıldıklarından ötürü o yüksek cennette tam bir hoşnutluk içindedirler ve bulundukları yerde boş söz de işitmezler... Orada fışkırıp akan kaynaklar, oturmaya müsait yüksek kanepeler, içmeye hazır dolu kadehler, yaslanılacak yastıklar ve nefislerden nefis döşemeler vardır. İşte bunlar, mükâfatları, içinde devamlı kalacakları altından ırmaklar akan Adn Cennetleri'dir. Dahası Allah onlardan, onlar da Allah'tan hoşnutturlar ve bu rıza makamı da, sadece Rabbi'ne karşı saygılı ve haşyet içinde bulunanlara mahsustur. Evet, bunların mükâfatları, Adn Cennetleri'dir; girerler oraya kollarında altın bilezikler, süslenmiş olarak incilerle ve elbiseleri de ipektendir. Girerken de hamdolsun, bizden her türlü tasayı, kederi gideren Allah'a; doğrusu Rabbimiz Gafûr'dur, yarlığar hepimizi; Şekûr'dur, yaptıklarımızın kat katıyla mükâfatlandırır bizi derler."

    Bir kısım insanlar da dünyada iken işledikleri kötü şeylerden dolayı cehenneme atılırlar. Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem yaktıkça yakacak ama doymayacak ve “daha yok mu?” diyecek. Evet, Allah cehenneme doyma bilmez, obur bir tabiat vermiştir. “Cehennem pusuda... her an eline düşecek avlarını gözlemektedir. Haydi yalanladığınız şeye doğru yürüyün! Yürüyün, gölgesi olmayan ve alevden korumayan üç buudlu (katmerli) cehennem karanlığına! O karanlık ulu ağaçlar gibi kıvılcımlar salar. O kıvılcımlar kalın urganlar gibidirler. O gün Hakk'ı yalanlayanların vay haline. Artık mücrimler, şaşkınlık ve azab içindedirler. O gün onlar yüzükoyun sürüm sürüm ateşte sürüklenirler; sürüklenirler de onlara: Tadın ateşle teması denir. Orada azgınlara da en kötü bir azab sözkonusudur: Gider cehenneme yaslanır; o ne kötü bir istirahat döşeğidir! Tadıp duymaları için onlara kaynar bir su ve bir de irin verilir, bu türden daha çift çift azablar ... İş bununla bitmeyecek, ardından cehenneme girecek. Orada kendisine kanlı irinli su içirilecek, yutmaya çalışacak ama boğazından geçiremeyecek. Ölüm her yandan ona geldiği halde yine de ölmeyecek. Bunun arkasından da pek şiddetli bir azap daha vardır. O gün suçlu kâfirlerin birbirine yaklaştırılarak kelepçelendiğini görürsün. Gömlekleri katrandandır, yüzlerini ise ateş kaplar. Sonra siz ey yoldan sapanlar ve hak dini yalan sayanlar! Zakkum ağacının meyvesinden yiyecek, karınlarınızı onunla dolduracak, üstüne de kaynar su içeceksiniz. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi saldırarak içeceksiniz. İşte hesap gününde onlara ikram edilecek ziyafet.” Cehennemde sadece yanıp püryân olma yoktur. Orada pişmanlık var, vicdanları kanatan ızdırap var ve hüsran vardır. Cehennem azabı da cennetteki nimetler gibi ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de insan aklına gelmiştir. Bizim tahayyül sınırlarımızı aşkın şeyler vardır cehennemde.

    Evet, ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Bütün insanlar gibi biz de bir gün Rabbimizin huzuruna çıkacağız ve yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Rabbimiz, bizi bu dünyada sırat-ı müstakimden ayırmasın, sıratta da ayağımızı kaydırmasın. Amin!

    Fatih Harpcı






    Paylaş
    Ahiret Yolculuğu Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İnsan nasıl yaşarsa vefatı da ona göre olur. Yani imanla ölüp ölmeyeceği hayatında ibadetlerine ve Allahu tealanın emirlerine ne kadar riayet ettiğine bağlıdır.



ahirete yolculuk,  ahirete yolculuk kitabı,  insanın ahiret yolculuğu,  ahiret yolculuğu,  ahirette eşlerin buluşması,  insan in ahiret yolculugu